1

Sevgilisine ilginç bir sürpriz yapmak isteyenler yaşadı. Türkiye’de sosyal medyanın en etkili markalarından biri olan Domino’s Pizza yepyeni bir Twitter projesine imza atıyor. #kafangider hashtag’iyle tweet atan herkesin Twitter nick’i (kullanıcı adı) Domino’s Pizza kutularına basılıyor. 

Uygulama kısaca şöyle. Twitter’dan veya kafangider.com mikro sitesi üzerinden Twitter hesabınızla bağlanarak (Twitter connect) #kafangider hashtag’iyle tweet atıyorsunuz. Bu tweet’ler arasından gün içinde en çok retweet alan ilk 3 tweet’i sahibinin nick’iyle birlikte site sayfasındaki pizza kutusunun üzerinde görebiliyorsunuz. 

2 hafta boyunca sürecek uygulamada, toplamda en çok retweet edilen ilk 3 tweet, atanın nick’iyle beraber Domino’s tarafından özel olarak üretilecek gerçek pizza kutularının üstüne basılacak. Ayrıca uygulamaya katılıp, tweet atan herkesin nick’leri de bu özel pizza kutusu üstünde yer alacak.

Bu projenin ödülü de eksik değil tabi. Uygulamaya kafangider.com üzerinden tweet atarak katılan kullanıcılar arasından yapılacak çekilişle her gün 30 kişiye bedava pizza kuponu dağıtılıyor. 

Düşünsenize sevgilinize özel bir tweet atıyor ve bunu ona bir pizza kutusunda yolluyorsunuz. Keşke bu proje Sevgililer Günü’nden önce yapılsaydı:)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

image

4

Bazen insan sadece kendinden kaçmak ister. İkinci bir kişiden, bir şehirden, herhangi bir zaman diliminden ya da bir olaydan değil. Sadece kendinden. Kaçmak için yeterince gücü topladığında var gücüyle koşmaya başlar. Kendinden kaçmak dairesel bir koşudur ve o henüz bunu bilmiyordur. Yeterince kaçtığına inandığında arkasına bakar. Ne kadar çok uzaklaştığını görmek için. İnsanoğlunun en büyük hatasıdır oysa, hep arkasına dönüp bakması. Koşmaya devam eder ve yolun bittiği noktada kendisine tosladığında fark eder. Kendinden kaçmak dairesel bir koşudur ve her zaman ardına değil karşısına bakmalıdır.

5

Aniden bir nefes daralmasıyla uyandı. Şu an çalar saatle uyanmayı, çalan telefonla uyanmayı, hatta yoldan geçen çöp kamyonunun sesiyle uyanmayı, nefes daralmasıyla uyanmaya tercih edebilirdi. Çünkü o zaman sıradan bir güne başlamış, sendroma gireceği bir pazartesiye uyanmış olurdu. Tüm yaşadıkları bir kabus, hatta hayal gücünün kötü bir yansıması diye düşünebilirdi. Ama o berbat nefes daralmasıyla uyanmıştı ve her şey olabildiğince gerçekti.
Şu an tercihleri arasında son sırada olsa da uyanmıştı. Şimdi yataktan çıkmalı, üzerine ciddi bir şeyler giymeli, biraz makyaj yapmalı, saçlarını toplayıp işe gitmeliydi. Tüm gün güler yüzlü davranıp, anlatılanlarla ilgiliymiş gibi de davrandı mı tamamdı işte.
Bu işte bir yanlışlık vardı. Böyle bir şeyin ardından, tanrının bu an için hazırladığı dekor yataktan çıkıp tüm gün sahte gülümsemesiyle sırıtmak olmamalıydı. Bu ana en uygun sahne ve dekor, o kanepesinde pijamalarıyla otururken, önünde sınırsız abur cubur ve beynini uyuşturacak sınırsız film ve dizi olmalıydı. Hayatındaki her şey gibi bu anda yanlıştı. 

3

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.

Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

5

Bir şeyi beklemek ama beklediğini bile bilmemek. Beklenileni ruhunun bile duymaması. Yani aslında beklemezken, beklemek. İçinden adım adım saymak, saymak, saymak. Saydığını bilmezken nefes almak için durduğunda en son nerede kaldığını hatırlamak.

( Burada yazar okuyan hiçbir şey anlamadan, sadece anlatmayı amaçlamaktadır.)

Kendine defalarca aynı soruyu sormak. Zamanın dönme dolaptan ibaret olduğunu anlamak. Hep başladığın noktaya geri dönmek. Ve en sonunda kendine aynı soruyu sormak: “Ben içimdeki bu acıyla ne bok yiyeceğim?”

(Yazar burada yeni bir tespitte bulunduğunu sanarak, dönme dolaba binip kendini tekrar etmektedir.)

Duygularını kaybetmek. Yeniden, yeniden hissedememek. Bazen bunun anlık bir his kaybı olduğunu düşünüp kendini kandırmak. Ahh şu kendini kandırmak. Bir süre sonra yeniden el yordamıyla yokladığında duygularını yine yerinde bulamamak. Sonra yine kendini kandırmak. Sonra yine geri gelmişler mi diye yoklamak,

(Yazar burada kendini kandırmaya son vermeyi amaçlamış, ancak sonuç olarak yine kendini kandırmıştır.)

En iyisi susmak, yok saymak. Hatırladığında yine susmak, yine yok saymak.

(Yazar burada umursamamayı öğrenmektedir.)

3

Her şey bitiyor. Sevgi, aşk, saygı. Hatta bazı hatıraları bile kaldırıp atıyorsun beyninden. Mesela hatırlamıyorsun dört sene önce yılbaşında ne yaptığını (sahi o yıl yeni yıla nasıl girmiştim?)

Sen ki iki yaşında sabahları uyanıp koridorda uykulu uykulu yürüyüşünü, üç yaşındayken kardeşinin doğumunu hatırlayacak bir hafızaya sahipsin. Üç dört yıl öncesine bir sürü şeyi hatırlamakta zorlanıyorsun.

Diyorum ya her şeyi unutabiliyorsun. Nasıl hissettiğini, neler yaşadığını, yüzünü… Tek bir soru beyninde canlı duruyor hep. Sen duymasan, görmezden gelsen de beyninin bir kıvrımına yerleşmiş sinsice bekliyor.

Bir an geliyor, saçma sapan bir an ve beyninde yankılanıyor. “O’nu bir daha görecek misin?” Hayır, görmek istediğin için değil bu soru ya da görmeyi umut ettiğin için de değil.

Özlediğin için hiç olamaz. Çünkü o duyguyu hiç hissetmiyorsun uzun zamandır. Sahi size de tuhaf gelmiyor mu, beraberken yanımızdayken bile özlediğimiz insanı hayatımızdan çıkarır çıkarmaz özlemeyi bırakmamız.

Diyorum ya karşılaşmakla ilgili sıfır istek, sıfır beklenti. Hatta sana kalsa ömrünün sonuna dek karşılaşmak istemezsin. İyi de beyninde bazı anlar ortaya çıkıp dolanan bu soru da ne? Karşılaştığında nasıl davranman gerektiğini bilmediğin için hissettiğin bu eksiklik neyin nesi? Bu korku ne geziyor beynimde?

İyi ki korktuğum hiçbir şey başıma gelmiyor.

3

İyiyim ben.

Uzun zamandır yazmadım, merak etmişsindir. En son pek iyi değilmişim zaten. Şimdilerde çok iyiyim. Bir hayalimiz daha gerçek oldu biliyor musun? Tabi ki biliyorsun  ne aptalca bir soru oldu bu. Neyse, hayal diyordum. Evet, bir hayalimiz daha gerçekleşti. Aslında en büyük hayallerimizden biri gerçekleşti. Bir gün üç dilek hakkımız olsa en son dileğimiz huzur olacaktı. Üç dileğimize yeni bir dilek eklememiz lazım. Sen çoktan eklemişsindir muhtemelen. Daha ben karar veremedim.

Hep bir şeyler oluyor, bir sürü şey oluyor. Hiçbir şey değişmiyor. Sonra her şey bir anda değişiyor. Bu durum sence de haksızlık değil mi? Yani baksana şu halimize. Yıllarca huzur diledik durduk. İnadına hayatımızda her şey daha çok karman çorman oldu. Karman çorman oldukça umudumuzu kaybettik. Kendimize ne büyük haksızlıklar yapmışız. Hep bize haksızlık yapıyorlar diye kızdığımız insanlardan çok biz kendimize haksızlık yapmışız. En çok biz hırpalamışız kendimizi, onlardan daha çok. Tamam can sıkıcı şeyleri hatırlatmıyorum ikimize de.

Bu aralar yeni şarkılar keşfediyorum yine. Kitaplarımı yanımdan ayırmıyorum. Yeni şeyler öğrenmenin hazzını sonuna kadar yaşıyorum. Yapacağım dediğim her şeyi yapıyorum artık. Nasıl oldu bilmiyorum ama ertelemeyi bıraktım kendimi. Hala diyete başlayamadım ama ertelemek konusunda büyük başarılar elde ettim, inan bana. Geleceğimizi planlıyorum mesela, hatta planlamaktan öte harekete geçiyorum. Öyle ütopik takılmıyorum merak etme. Çoktan bir yer belirledim ve harekete geçtim bizim için. Muhtemelen sen şu an o noktadan okuyorsun bunları.

İnsanlar hala canımızı sıkıyorlar bencillikleriyle. Bu hayatımızın klişelerinden biri oldu artık kabullendim. O yüzden bu durum artık canımı sıkmıyor. Çünkü insanlara hayır demesini biliyorum artık. İşte bu yüzden kaybetmek pahasına olsa da tahammül etmiyorum onlara. Çünkü biz kimseyi kendimize tahammül etmek zorunda bırakmadık, bırakmadık, bırakmıyoruz. Özetle az insan, çok huzur kampanyamızı başlatalı epey oldu. 

Hala insanlar hayatımızdan çıkıyor, yenileri hayatımıza giriyor. İnsanlar çıkarken üzülüyoruz, bazen kendimizden şüpheye düşüyoruz bir yerde hata yapıyor muyuz diye. Yine de yaptığımızın arkasında duruyoruz ve bir süre bir bakıyoruz ki; haklı olan bizmişiz. Zaman bize bunu da gösteriyor. 

Hayatla ilgili en altın kuralı uygulayıp huzurumuz için çalışıyorum. Arsızlığım tuttu bu aralar yine aşık olmak istiyorum. Sanırım bu konuda cesaretimi yeniden kazandım. Aşık olacak birinin olmaması en büyük sorun ama olsun niyetlenmek bile büyük başarı bizim için.

Yine başını şişirdim, sen tüm bunları zaten biliyorsun. Okurken çok şükür sonunda kendine geldin dediğini duyar gibiyim. Sustum, gidiyorum. Yine gelirim bir ara.

Hani Türkiye’de sürekli siyasi sorunlar nasıl aşılır diye sorup duruyor ya herkes birbirine. Az önce bir tartışma programı izliyordum. Günün en popüler tartışması olan Kürt sorunu üzerineydi. Programda akademisyen olduğunu söylenen iki kişi ve bir de sunucu vardı. Üç kişiden hiçbiri birbirini dinlemeden tartıştılar iki saat boyunca. Taraflardan biri tezini belgelerle ispatlamaya çalışıyor ancak her konunun sonunda hep emperyalist güçlerin işi deyip duruyordu, diğer her soruyu geçiştirip çamur at izi kalır yapıyordu. Hatta işi daha ileriye götürüp Atatürk’ü ırkçılıkla suçladı.

Bu Türkiye’nin genel halinin bir özetiydi aslında. Nasıl mı çözülür sorunlar? Herkes birbirini dinlemeyi öğrendiği zaman. Ana okulu çocuklarının kavgası gibi taraflar sen şöylesin, sen böylesin diye birbirini suçlamayı bıraktığı zaman. İşte öyle söyleyeyim dedim.